Kategori arşivi: Sağlık

Kas Ağrısı Nedenleri Nelerdir ve Nasıl Önlem Alınır?

Günlük yaşamda kas ağrısının en belirgin nedenlerinden biri hareketsiz bir yaşam tarzıdır. Kadınlarda daha sık görülen kas ağrıları çeşitli sebeplerden kaynaklanabilir. Spor sonrası da görülebilen kas ağrılarının kaynağını bulmak ve bu yönde tedavi uygulamak gerekir. Kas ağrısı, ileri yaş, genetik köken, kilo alımı, bilinçsiz egzersiz veya hareketsizlik nedeniyle oluşur. Örneğin spora uzun süre ara veren kişiler belli bir süre sonra tekrar spor yapmaya başlarlarsa, yeni başlayanlar kadar şiddetli olmasa da kaçınılmaz olarak kas ağrıları yaşarlar. Günlük kas ağrıları için egzersiz yaparak daha fazla hareket etmemize ve gün içinde fazla kullanmadığımız kasları geliştirmemize yardımcı olabiliriz. Ancak egzersiz sonrası kas ve eklem ağrıları yaşamak istemiyorsanız dikkat etmeniz gereken bazı noktalar vardır.kas ağrısı, kas ağrısı nedenleri, kas ağrısı neden olurSpor sonrası kas ağrısının önlenmesi;

Spordan Önce Isınma: Egzersize başlamadan önce nasıl zihinsel olarak hazırlanmamız gerekiyorsa, fiziksel olarak da egzersize başlamadan önce kendimizi hazırlamamız gerekir. Direkt olarak kaslara yüklenmek yerine önce ısınırsanız antrenman sonrası ağrı hissetmezsiniz.

Suyu Çok Sık İçmek: Özellikle spor yapanların içme suyuna daha fazla dikkat etmesi gerekir. Egzersiz öncesi ve sırasında su alımınızı artırmak vücut ısınızı dengelemeye yardımcı olacaktır. Spor sırasında kaybettiğiniz sıvı miktarını tekrar doldurmalısınız. Su alımınızı artırmak, yağ yakımını hızlandıracak ve egzersiz sonrası ağrıyı hafifletecektir.

Yeteneklerinizi çok fazla genişletme: durumunuz ve performansınızla güçlü bir şekilde çelişen programları kullanmayın. Çıtayı yavaş yavaş yükseltmelisiniz. Ağır nesnelerin ani kaldırılması kas ağrısına ve olası yaralanmalara neden olabilir.

Doğru Tekniklerle Çalışmak: Mümkünse eğitmen liderliğinde eğitimler yapmalı ve kendi bağlamınız dahilinde en doğru teknik bilgileri çalışmalısınız. Spor ve egzersiz programları için tasarlanmış bazı mobil uygulamaların püf noktalarını ve internette yayınlanan egzersiz videolarını araştırarak öğrenmelisiniz.

Dinlenme Zamanı: Egzersiz yaptıktan sonra vücudunuzun ve kaslarınızın yenilenmesi ve toparlanması için ortalama 24 saate ihtiyacı vardır. Müfredatı hazırlarken mutlaka bir gün ara vermelisiniz. Kaslarınızı gevşetirseniz acı çekmediğinizi görebilirsiniz.

Sıcak bir duşla rahatlama: Egzersizden hemen sonra ılık bir duş, kas ağrılarını önleyecektir. Vücudunuzdaki laktik asit birikimini kolayca atmanızı sağlayan ılık bir duş, kaslarınızı da gevşetecektir.

Düzenli ve Sağlıklı Beslenme: Diyetinizde protein ağırlıklı bir program seçmelisiniz. Sık sık yumurta, kefir, süt, peynir, kuruyemiş ve kuru meyve yemelisiniz. Kas ağrısını hafifletmek için protein diyeti seçmelisiniz.

Kas ağrısının tedavisi nedir?

Kas ağrıları tedavi edilirken vücuttaki eksiklikler tespit edilerek uygun tedavi uygulanmalıdır. Vitamin kaynaklı ağrı için, gerektiğinde harici vitamin takviyeleri de reçete edilebilir.

Her gün yaptığınız pilates ve yoga gibi hafif egzersizlerle kas ağrılarından kurtulabilirsiniz. Kaslarınızı gevşetecek ve gevşetecek bu egzersizler aynı zamanda vücudunuzun sıkılaşmasına da yardımcı olacaktır.

Hareketsizlikten veya spordan kaynaklanan kas ağrıları yaşamıyorsanız sebebi D vitamini eksikliği olabilir. Bu gibi durumlarda en doğal ve etkili D vitamini kaynağı olan güneş ışığını daha fazla almaya özen göstermelisiniz.

Özetlemek gerekirse kas ağrısı oluşumunu engellemek için; Doğru beslenmeli ve düzenli egzersiz yapmalıyız. Kas ağrıları uzun süre devam ederse mutlaka doktorunuza görünün ve gerekli tetkikleri isteyin.

Dalak Büyümesi Nedenleri ve Riskleri

Sağlıklı kırmızı ve beyaz kan hücreleri sağlayan dalak, kanın pıhtılaşması için gerekli olan trombositlerin korunmasından da sorumludur. Son derece önemli bir organ olan dalak, karın sol üst kısmında ve göğüs kafesinin hemen altında yer alır. Dalak, enfeksiyon veya kan hastalıkları gibi bazı sağlık sorunlarından kaynaklandığında büyümeye başlar. Dalak büyümesi sonrasında ise fonksiyonlarını sağlıklı ve düzgün bir şekilde yerine getiremeyen dalakta şişlik meydana gelir. Ancak birçok kişi rutin kontroller sırasında dalak büyümesi sorunu yaşadığını fark eder. Dalak, hayati fonksiyonların her birini etkileyebilecek şekilde büyüdüğünde, kırmızı kan hücrelerinin normal hücrelere süzülmesine neden olur. Bu durumda kan dolaşımındaki sağlıklı kan hücrelerinin sayısı azalır. Ek olarak, aşırı kırmızı kan hücreleri ve trombosit seviyeleri dalağın çalışmasını engelleyebilir.dalak büyümesi, dalak büyümesi nedenleri, dalak büyümesi neden olurDalak büyümesinin nedenleri nelerdir?

Vücuttaki enfeksiyonlar (viral, mononükleoz gibi…)

Sıtma gibi parazitlerin neden olduğu enfeksiyonlar

Siroz gibi karaciğeri etkileyebilecek hastalıklar,

Frengi ve endokardit enfeksiyonları (kalbin iç zarının enfeksiyonu)

Hemolitik aneminin çeşitli bozuklukları,

Hodking hastalığı gibi lenfomalar

lösemi ve miyeloproliferatif neoplazmalar gibi kan kanserleri,

Niemann-Pick ve guatr gibi metabolik hastalıklar

Karaciğer ve dalak damarlarına baskı.

Bunlar, karaciğer ve dalaktaki basınç nedeniyle bu damarlardan geçen kan pıhtılarıdır.

Genişlemiş bir dalağın en yaygın belirtileri;

Genişlemiş dalağın karına baskı yapması nedeniyle yemek yemeden şişkinlik hissi veya daha az yemekle mide rahatsızlığı

Dalak organı içinde ve çevresinde ağrı hissi,

Sebepsiz yere halsiz, bitkin ve yorgun hissetmek

anemi, anemi

Sol üst karından çıkan ve sol omuza uzanan ağrı

Yaygın enfeksiyonlar

Ciltte hafif kanama ve hafif morarma

Geceleri uykuda terleme

Ciltte solgunluk, cansız görünüm,

Zayıf ve sağlıksız bir vücut şekline geçiş,

Hıçkırık ve nöbet şeklinde yüksek ateş

Sürekli dolgunluk hissi

En sık görülen semptomlar karın veya karında kramp ve ağrıdır.

Dalak büyümesi olan kişiler nasıl beslenmeli?

Gün boyunca sık sık su içmek en önemli şeylerden biridir. Ortalama bir yetişkin günde 2 litre su içmelidir. Su ile vücudunuzdaki toksinleri temizleyebilir ve kanınızı arındırabilirsiniz. Ayrıca elma, zencefil, kiraz, yaban mersini, havuç, kereviz, biber, salatalık, marul, brokoli, çilek, semizotu, kekik, kuşkonmaz, karanfil, kişniş dalak gelişimine faydalı besinler arasındadır. En faydalı seçim, bir uzman yardımıyla kendinize yeni bir yemek planı oluşturmaktır.

Dalak büyümesi için tedavi süreci nasıldır?

Ciddi bir sağlık sorunu olan dalak büyümesinin nedeni ne olursa olsun teşhis edilemiyorsa veya tedaviye yanıt alınamıyorsa ameliyat gerekebilir. Dalağın ameliyatla alınması mümkündür. Ancak bu adımdan önce bazı önlemler almak uygun olabilir. Dalağınızı zorlayan sporlarla ilgileniyorsanız, zamanınız kısıtlı olabilir. Aksi takdirde rüptüre dalak ile ilgili daha ciddi problemler ortaya çıkabilir. Büyümüş bir dalağı tedavi ederken, öncelikle bu duruma neyin neden olduğunu belirlemek gerekir. Nedene uygun tedavi göreceğinizi bilmelisiniz. Çoğu durumda, dalağı çıkarmaya gerek kalmadan, önlem ve tedaviye uyulduğu sürece ameliyat gerekmeyebilir. Tüm alternatifler değerlendirildikten sonra tedaviye olumlu yanıt alınmazsa splenektomi denilen dalağı büyütme ameliyatı yapılabilir. Ameliyattan sonra vücut bazı bakterilerden kurtulamaz. Bu durumda kişinin enfeksiyonlara karşı direnci azalır. Savunmasız vücudu güçlendirmek ve enfeksiyonlardan korumak için bazı aşılar yapılabilir veya doktorunuzun önerdiği bazı ilaçları kullanmanız gerekebilir.

Bitkiler faydalı mı zararlı mı?

Dünyada 750.000 ila 1.000.000 bitki türü olduğu tahmin edilmektedir. Yaklaşık 500.000 tanesi tanımlanmış ve isimlendirilmiştir. Antik çağlardan beri tıbbi amaçlı kullanılan bitkilerin sayısı giderek artmıştır.bitkilerin faydaları, bitkilerin zararları, bitkisel ne kadar faydalıSon yıllarda tıbbi bitkiler ve bunlardan türetilen etken maddelere yönelik araştırmalar ve ilgi önemli ölçüde artmıştır. Yeterli kimya endüstrisine sahip olmayan gelişmekte olan ülkelerin kendi şehirlerinde bitkilerle tedavi için kolay ve ucuz bir seçenek elde etme istekleri ve bazı ülkelerde görülen tehlikeli yan etkiler nedeniyle şifalı bitkilere olan ilgi artmaktadır. ülkeler. tedavi alanına giren yeni sentetik bileşikler. Bununla birlikte, alternatif tedavilerin çoğu, güvenliklerini ve etkinliklerini belirleyen bilimsel çalışmalarla desteklenmemektedir. Bitkisel ilaç, hastaları bitkilerle tedavi etmeye yönelik bir yaklaşım olarak tanımlanır.

Birçok insan doğal ilaçların zararsız olduğunu düşünüyor. Bununla birlikte, son yayınlar, bitkisel ürünlerin yan etkilerinin, obezite gibi sorunlara çözüm arayan hastalarda sıklıkla başka zararlara neden olması gibi ciddi sonuçlarına dikkat çekmiştir.

Aslında bitkisel ürünlerin ciddi yan etkilere neden olabileceğine ve faydalı olabileceğine dikkatinizi çekmek istiyorum. Otların yan etkileri; Deri, karaciğer, gastrointestinal sistem, pulmoner, kardiyovasküler, endokrin, renal, hematolojik, nörolojik tüm organ ve sistemleri etkileyebilir. Bu istenmeyen durumlar kişinin yaşı, cinsiyeti, genetik yapısı, beslenme durumu, mevcut tıbbi durumları ve tedavileri gibi faktörlere bağlı olarak farklı şekillerde ilerleyebilir. Dermatitten anafilaksiye ve ışığa duyarlılığa kadar değişen cilt reaksiyonları meydana gelebilir. Bazı bitkisel kremlerin, üzerlerinde listelenmemiş olsalar bile kortikosteroid içerdiği bulunmuştur.

Şifalı bitkilerin zararsız olduğu inancının bir yansıması olarak, doktora danışmadan, standart ilaç kullanım prosedürlerinden geçmeden, etkinlik ve güvenliklerini değerlendirmeden kullanılmaları zararlı sonuçlara yol açabilmektedir. İlaçların aksine, bitkisel tedaviler iyi düzenlenmemiştir ve diyet takviyeleri de aynı durumdadır.

Spina bifida Nedenleri?

Spina bifida’nın kesin nedeni şu anda bilinmemektedir, ancak folat eksikliğinin önemli bir rol oynadığı düşünülmektedir. Avrupa ülkelerinde bu sorunun farkında olunması nedeniyle insidans çok daha düşüktür. Her 100 yenidoğandan 5’i spina bifida ile doğar ve bir kez spina bifidalı bebek doğurmuş bir anneden sonraki bebekte risk yüzde 15’e çıkar. Bu nedenle, ikinci bir hamilelik düşünülüyorsa, folik asit almaya erken başlamak önemlidir. İyi kontrol edilmeyen ve aşırı kilolu (obez) diyabetli kadınların Spifida’lı bebek sahibi olma riski daha yüksektir.spina bifida teşhisi, spina bifida belirtisi, sipina bifida ne demekTeşhis Yöntemleri

Gebeliğin ikinci trimesterinde yapılan tarama testleri tanı için önemlidir. Spina bifida teşhisi için kan testleri, ultrason ve amniyosentez kullanılır. Üçlü testte elde edilen alfa protein (AFP) değeri beklenenden yüksek ise spina bifida düşünülmelidir.

AFP yüksekse, şüpheli bir kan testinden sonra ne yapılmalı?

16.-17. Kan testi. Bu birkaç hafta önceden yapılmalıdır. Ardından detaylı bir ultrason muayenesinin zamanı gelir. Hamileliğin tam haftasını bilmek çok önemlidir. Ultrason taramasında spina bifida tespit edilmeme olasılığı çok düşüktür. Bir sonraki adım, herhangi bir anormallik için kafatasını ve vücudun geri kalanını sistematik olarak incelemektir. Spina bifida genellikle hemen tespit edilir.

Tedavi Yöntemleri

Omurilik yarığı olan bir bebek, doğumdan sonraki ilk 36 saat içinde ameliyat edilmelidir. Böyle bir gebelik oluştuğunda perinatolog veya doğum uzmanı uygun pediatrik cerrahi ekibi ile iletişime geçer ve çocuk doğumdan hemen sonra ameliyat edilebilir.

Operasyon

Bebekte meningosel varsa, doğumdan sonraki 36 saat içinde cerrah omuriliğin etrafına bir zar yerleştirir, omuriliği yerine geri döndürür ve açıklığı kapatır. Spina bifidalı bir bebek miyelomeningosel ile doğarsa sırt ve omurilikteki dokular geri çekilir ve kese cerrahi olarak kapatılır. Hidrosefali gelişirse, beyindeki fazla sıvıyı vücudun kan dolaşımına boşaltmak için beyne bir “şant” sistemi yerleştirilir.

Spina bifida tedavisinde üç önemli adım vardır.

Erken teşhis

Teşhis konan ve doğmayı seçen çocuklara zararı en aza indirmek için çoklu sistem ekip çalışması ile tedavi sağlamak.

Erken tedavi görmüş bebeklerin ve çocukların izlenmesi

Erken müdahalenin faydaları:

Bu hastalar, tedavisi gecikenlere göre önemli ölçüde daha iyi klinik sonuçlara sahiptir. Zamanında müdahale edilmezse sorunlar daha da kötüleşebilir. Erken cerrahi ile bu problemlerin büyümesinin önüne geçilmesi amaçlanır.

Rahim içinde ameliyat

Günümüzde spina bifidalı çocuklar anne karnında ameliyat olmaya başlar. Gebeliğin 26. haftasında yapılan bu operasyonda bebeğin omurilikteki açıklık rahime girilerek kapatılır. Anne ve çocuk için tehlikeli olan bu operasyonlar henüz yaygınlaşmadı.

Ameliyat Sonrası

Hastanın ameliyat olması ile tedavi süreci bitmez. Spina bifidalı çocuklar yıllardır izlenmektedir. Pediatrik beyin cerrahları bu çocukları yılda bir, nefrologlar ve ürologlar dört ayda bir görür. Pediatrik beyin cerrahisi, ortopedi, pediatrik nöroloji, nefroloji ve pediatrik üroloji uzmanları, spina bifidalı bir çocuğu inceler. Bu çocukların pediatrik beyin cerrahisi alanı dışında idrar yapma ve dışkılama sorunları olabilir. Ayaklarda ortopedik şekil bozuklukları görülür. Beyin ve beyincik ile ilgili ek problemler olabilir. Onları bir doktor tarafından izlemek imkansızdır. Bu nedenle Spina Bifida Polikliniği çok önemlidir.

Diyabet ve Tedavisi Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Diyabet bakımında, diyabet (diyabet eğitimi), düzenli egzersiz, iyi beslenmenin sağlanması, yaşam tarzı değişiklikleri ve hedeflenen kan şekeri düzeylerini korumak için ilaç alınması hakkında hasta bilgilerinin ayrılmaz bir parçasıdır.diyabet tedavisi, diyabet nedir, diyabet ne demek– Hastalar diyabetle nasıl yaşamalı ve öz bakımda nelere dikkat edilmeli, diyabet eğitimi hemşireleri bireysel ve grup seansları ile iletişim kurmalıdır.

Haftada 3-5 gün yemeklerden sonra 1 saat 30 dakika yürüyüş yapılması önerilir.

– Bir beslenme uzmanı (diyetisyen) rehberliğinde beslenme programı hazırlanmalı, periyodik kontrollerde herhangi bir sorun varsa vurgulanmalı ve kilo kontrolü sağlanmalıdır.

– Her zaman tedavinin zorunlu bir bileşeni, yaşam tarzındaki bir değişikliktir. Yaşam tarzı değişikliklerinin yerini alabilecek hiçbir ilaç yoktur. Yaşam tarzı değişikliklerinin sadece kan şekeri düzeyleri üzerinde değil, tüm risk faktörleri üzerinde olumlu etkisi vardır. Her ziyarette gerekli yaşam tarzı değişiklikleri ve öneriler tekrarlanmalıdır. Yaşam tarzı değişikliğinin iki bileşeni olan beslenme alışkanlıkları ve fiziksel aktiviteye yönelik öneriler, bireyin özelliklerine göre bireysel olarak belirlenmelidir.

İlaç Tedavisi

Diyabet oral ilaçlar, insülin tedavisi (deri altından verilir) veya GLP-1 analogları (tıpkı insülin gibi deri altından verilen ilaçlar) ile tedavi edilir.

Tip 1 diyabet tedavisinde kısa, orta, uzun ve karışık insülinler farklı protokollere göre (tek veya çoklu doz) uygulanabilir. Tip 1 diyabet tedavisinde oral hipoglisemik ilaçlar kesinlikle kullanılmamaktadır. Tip 1 diyabet için insülin, bir insülin kalemi veya insülin pompası kullanılarak deri altına enjekte edilebilir. Sürekli insülin ile yemekten başka bir zamanda pompaya olan bazal ihtiyaç; Yemek öncesi ihtiyaç yemeklerden hemen önce bolus dozlarla da karşılanır.

** Tip 1 diyabet için pankreas ve adacık nakli, yeterli altyapıya sahip donanımlı merkezlerde yapılmalıdır. Son dönem böbrek hastalığı gelişen ve uygun koşullarda böbrek nakli planlanan tip 1 diyabetli hastalarda eş zamanlı pankreas nakli de düşünülmelidir. Tüm pankreasın %1’ini oluşturan adacıkların pankreas dokusundan ayrılması, temizlenmesi ve steril olarak alıcıya aktarılması oldukça karmaşık ve zaman alıcı bir işlemdir. Adacıkların elde edildiği pankreasın kaynağı esas olarak cesetlerdir. Ancak pankreas transplantasyonunun başarısı, adacıklar için kadavra seçimini sınırlar. Zaten sınırlı bir pankreas organ nakli için tercih edilen seçimdir. Başarılı bir nakil, kg başına 9000 adacık gerektirir. Bu adacıklar iki veya daha fazla pankreastan elde edilir. Adacık transplantasyonu ayrıca immünosupresif tedavi gerektirir. Bu nedenle son yıllarda adacık nakli merkezlerinin sayısı azalmıştır. Kök hücreler ve gen tedavisi ise henüz günlük pratiğe girmemiş, ancak deneysel bir aşamadadır.

Tip 2 diyabeti tedavi etmek için oral ilaçlar, GLP-1 reseptör agonistleri, insülin ve cerrahi kullanılabilir.

Oral ilaçlar: Metformin, glitazonlar, akarboz, glinidler (kısa etkili insülin salgılama uyarıcıları), sülfonilüreler (orta ila uzun etkili insülin salgılayan ajanlar), oral inkretin ilaçları (DPP4 inhibitörleri) ve SGLT-2 inhibitörleri.

GLP-1 reseptör agonistleri: Bunlar, insülin gibi deri altından uygulanan ilaçlardır. Günde 1-2 kez kullanabilirsiniz.

İnsülin kullanımı: Tip 2 diyabetli hastalarda yıllar içinde pankreasın kendi insülin depoları azaldıkça oral hipoglisemik ilaçlara duyarlılık azalır. Bu nedenle kan şekerinizi kontrol altına almak için insüline geçebilir ve tedavinize bu şekilde devam edebilirsiniz.

Cerrahi tedavi (bariatrik cerrahi): Vücut kitle indeksi > 35 kg/m2 olan tip 2 diyabetli kişilerde cerrahi düşünülebilir. Tip 2 diyabet tedavisinde bariatrik cerrahinin etkisini değerlendiren kısa-orta vadeli sonuçlar olmasına rağmen, uzun vadeli sonuçlar hala belirsiz ve tartışmalıdır. Potansiyel faydalarına ek olarak, bariatrik cerrahi birçok uzun vadeli risk taşır. Ayrıca bariatrik cerrahi ile ilişkili mortalite ve diğer hastalıklar, tecrübesiz merkezlerde beklenenden daha yüksek olabilir. Bu nedenle cerrahi kararı verirken multidisipliner bir yaklaşımla kapsamlı bir muayene gereklidir. Bariatrik ameliyatlar deneyimli doktorlarla donanımlı merkezlerde yapılmalıdır.

Kifoz nedir?

Kifoz, sadece küçük çocuklar için değil, yaşlılar için de tehlikeli bir hastalıktır. Kolioz genellikle ciddi sağlık sorunlarına neden olmasa da, kifozun kendisi hakkında çok az şey bilinmesine rağmen yaşamı tehdit edici olabilir.

Kifoz, omurganın öne doğru eğildiği bir durumdur. Aslında omurga dorsal bölgede zaten kavislidir (kifotik) ve lomber bölgede görkemli bir görünüme sahiptir. Burada kifoz, sırtın öne doğru eğriliği normalin üzerine çıktığında (50-60 dereceden fazla) veya belin kırpılması düzeldiğinde (15 derecenin altına düştüğünde) veya kaybolduğunda meydana gelir.kifoz tanısı koyma, kifoz belirtisi, kifoz nasıl belli olurKifoz nedir ve anormal kifoza ne sebep olur?

Omurgaya arkadan baktığımızda, başın tam ortasından aşağı doğru uzanan bir çıkıntı ile üst üste omurlardan oluşan düz bir sütun olduğunu görürüz.

Bir kişinin omurgasına yandan baktığımızda böyle bir düz çizginin olmadığını ve birbiriyle açı oluşturan her omurun oluşturduğu bazı fizyolojik eğriler olduğunu görürüz. Örneğin göğüste ve sırtta kifoz (kamburluk) varsa bel bölgesinde bir çukur belirir.

Göğüs ve sırttaki kifoz kişiden kişiye büyük farklılıklar gösterir. Başka bir deyişle, kendinizi gözlemlediğinizde, bazı insanlar daha fazla kamburlaşır, bazıları ise daha dik hale gelir. Bu hörgüç boyut olarak fizyolojik olarak kabul edilebilir.

Ayakta rahat bir pozisyonda yanal radyografide ölçüldüğünde, bu sınır 20 derece ile 55 derece arasında değişir. Başka bir deyişle, 20. derece kifozlu ve 55. derece kifozlu bir kişi normal kabul edilir. Bu nedenle, ailenin herhangi bir üyesinin diğerinden daha fazla veya daha az kamburlaşması tamamen normaldir.

Postürel (kötü duruş nedeniyle) veya pozisyonel tümsek nedir?

Az önce tarif ettiğimiz kötü duruş nedeniyle 35 kifozlu bir kişinin kifozu pozisyonel bir kamburluktur. Bu, ailelerin çocuklarında gördükleri kambur çocuk şikayetlerinin en yaygın nedenidir.

Yapısal Kamburluk veya Schürmann Kifozu nedir?

Yapısal bir tüberkül, fizyolojik bir ayakta dururken bile 55 derecenin üzerine çıkan ve genellikle altta yatan kemik veya yumuşak doku anormalliklerinden kaynaklanan bir tüberküldür.

Bu hörgüç, omurganın konjenital anomalileri (konjenital kifoz), belirli kemik hastalıkları (iskelet displazisi, nörofibromatozis, vb.), Bir omurga enfeksiyonu (omurga tüberkülozu vb.) Veya çeşitli sinir ve kas hastalıklarından kaynaklanabilir. – omurlara verilen hasar için. omurga kırıkları nedeniyle.

Ancak büyüyen hastalarda yapısal kamburluğun en yaygın nedeni, Schürmann hastalığı olarak tanımlanan ve dikenlerin dikdörtgen şeklini kaybetmesi ve bilinmeyen bir etki nedeniyle üçgen hale gelmesi ile ortaya çıkan kamburluktur. Schürmann hastalığı tedavi edilmezse kamburlukta artışa ve tehlikeli boyutlara ulaşmasına neden olabilir.

Kanser Hastaları Kalp Sağlığına Dikkat Etmeli

Ölümler dünyada birinci sırada yer alırken, Türkiye’de başlangıçta iki hayati hastalık kalp hastalığı ve kanserden kaynaklanıyor. Tıp dünyası her iki alanda da yoğun araştırmalar yapıyor ve her gün yeni bir umut ışığı var. Kanser tedavisi, bir hastanın yaşam kalitesini geçmişe göre daha az etkilese de, tedavi sırasında kullanılan ilaçlar sağlıklı organları olumsuz etkileyebilir. Özellikle kalp, kanser önleyici ilaçların etkilerine en duyarlı organlardan biridir. Onkardiyoloji kavramının ortaya çıktığı yer burasıdır.kanser hastaları, kalp sağlığını koruma, kanser hastaları ve kalp sağlığıKanser ilaçları kalp yetmezliğine ve hipertansiyona neden olabilir.

Kanser tedavisinde bu süreç diğer organları da etkileyebilir ve sadece onkologlara değil diğer alanlardan uzmanlara da ihtiyaç vardır. Desteğe ihtiyacı olan uzmanlık dallarının başında kardiyoloji gelmektedir. Çünkü tedavi sırasında kemoterapi ilaçlarından kalp sorunları ortaya çıkabilir. Tedaviye bağlı kalp sorunlarının tüm kanser hastalarında görülmediğini, ancak oluşumunu tetikleyen bazı faktörler olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Kardiyolog ve onkardiyoloji bölüm başkanı Doç. Dr. ErtanÖkmen, “Kardiyotoksisite dediğimiz tedaviye bağlı olarak her hastanın kalp problemleri yok. Kullanılan kemoterapi ilacının türü en önemli risk faktörüdür. İlacın dozu, uygulama yolu ve daha önce radyasyon tedavisi alıp almadığı da tedaviyle ilişkili faktörler arasındadır. “Bazı kemoterapi ilaçları dört hastadan birinde kalp yetmezliğine neden olabilir ve bazı ilaçlar iki hastadan birinde hipertansiyona neden olabilir” dedi.

Kalp hastalığı olan kişiler daha da dikkatli olmalı

Kanser tedavisinde en sık görülen tedaviye bağlı kalp sorunları; kalp yetmezliği, hipertansiyon, ritim bozuklukları, kalp krizi, kalp zarı iltihabı. Bu hastalıklar hem tedavi sırasında hem de yıllar sonra daha sonraki dönemde ortaya çıkabilir. Tedavi sırasında hastaların karşılaştığı en yaygın sorun nefes darlığıdır. Kanser hastalarının büyük çoğunluğunda görülen nefes darlığı kalp hastalığı ile ilişkilendirilebilir. Özellikle tedavi sırasında hasta nefes darlığı yaşamaya başlarsa, daha önce böyle bir sorunu olmamasına rağmen bunun kalbe bağlı olup olmadığını öğrenmek gerekir. Nefes darlığının yanı sıra; Hızlı kalp atışı, halsizlik, yürürken veya merdiven çıkarken nefes darlığı, geceleri boğulmuş olarak uyanma ve yüksek bir yastıkla uyumak isteme gibi durumlarda kalp yetmezliğinden şüphelenilir. Kalp yetmezliği varsa ve şiddetli ise, tedavinin kesilmesi ve öncelikle kalbin tedavisi düşünülmektedir.

Tedaviden sonra kalp de izlenmelidir.

Tedavi sürecine bağlı olarak bazı kalp hastalıkları yıllar sonra ortaya çıkabilir. Doç. Dr. ErtanÖkmen, tedaviden sonra geç dönem kalp yetmezliğinin semptomatik (gösterge niteliğinde) veya asemptomatik (gösterge niteliğinde olmayan) olabileceğini belirtiyor ve ekliyor: “Ne yazık ki, kalp yetmezliği çoğu hastada erken belirtiler göstermese de, yalnızca o zaman ileri bir aşamaya ulaşır. Bu durum tedavide gecikmeye neden olur. Bu nedenle hastalar herhangi bir şikayet olmaksızın ve kalp yetmezliği belirtileri ortaya çıkmadan izlenmelidir. Erken kanser teşhisinde olduğu gibi kalp sorunları erken tespit edilirse tedavi çok daha kolay hale gelir ve kanser tedavisine sürekli devam edilebilir. Kemoterapi alan tüm hastaların kalp sorunları yoktur. Tedavi sırasında kardiyak yan etkiler ortaya çıkabileceğinden, çocukluk çağında kemoterapi ile tedavi edilen kanser hastalarının takibinden elde edilen bilgilere göre, bu ilaçların neden olduğu kalp yetmezliği yıllar sonra bile geç ortaya çıkabilmekte ve koroner arter hastalığı kalpler olabilmektedir. beklenenden daha erken yaşta meydana gelir. “

Burun Kanamaları Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Hemen her yaş grubunda görülebilen burun kanamaları, sıcak havalarda yaygındır. Burun yapısındaki kan damarlarının bolluğundan dolayı bu bölgeye giren darbelere bağlı olarak kanamalar olabileceği gibi burnu karıştırırken, burnunuzu sümkürürken veya hapşırırken meydana gelebilecek yaralanmalar olabilir. Ek olarak, bazı kan inceltici ilaçlar, durdurulması zor burun kanamalarına neden olabilir.

Burun kanamaları genellikle bir endişe nedeni olmasa da, çocuklarda ve yaşlılarda herhangi bir sebepten ziyade sık görülen kanamalar bir hastalık belirtisi olabilir. Burun kanaması olarak da adlandırılan epistaksis, genellikle burnun içinde olmak üzere kılcal damarlar hasar gördüğünde ortaya çıkan kanama olarak adlandırılır. Birçok insan, özellikle küçük çocuklarda ve yaşlılarda zaman zaman burun kanaması yaşar.

Burun kanamaları korkutucu olabilse de, genellikle küçük rahatsızlıklar olarak kabul edilirler ve tehlikeli değildirler.

Nedenler

Burun kanamaları genellikle soğuk algınlığı veya yaralanma nedeniyle ortaya çıksa da, şiddetli veya uzun süreli kanamanız varsa mümkün olan en kısa sürede bir doktora görünmeniz önerilir. Burun kanamasına neden olabilecek nedenlerden bazıları şunlardır:

Kuru hava

Seçmek

Buruna darbeler

Akut sinüzit (sinüs enfeksiyonu)

Alerjiler

Hipertansiyon

Aspirin kullanımı

Hemofili gibi kan pıhtılaşma bozuklukları

Kan inceltici ilaçlar

Amonyak gibi kimyasallara maruz kalma

Kronik sinüzit

Kokain kullanımı

Soğuk

Burunda yabancı cisim

Alerjileri tedavi etmek için kullanılan bazı spreyler

Kalıtsal hemorajik telenjiektazi

İdiyopatik Trombositopenik Purpura (ITP)

Lösemi

Burun tümörleri ve paranazal sinüsler

Burun polipleri

Yeni burun ameliyatları

Gebelik

Burun içindeki eğrilikler

Hormonal nedenler

Semptomlar

Burun kanamaları kendi başlarına bir semptom olsa da altta yatan başka bir tıbbi duruma bağlı olarak gelişebilirler. Bu gibi durumlarda ilave burun kanaması semptomlarının varlığına dikkat edilmeli, baş dönmesi veya mide bulantısı gibi durumlarda en kısa sürede doktorunuza danışmalısınız.

Burun kanamaları tek taraflı olabileceği gibi burnun önünde veya arkasında da olabilir. Ön kanama genellikle kısa sürelidir ve enfeksiyon, soğuk algınlığı veya tahriş gibi durumlara bağlı olarak gelişir. Bununla birlikte, sırt kanaması, kan basıncı veya şişme gibi ciddi tıbbi durumların bir işareti olabilir.

Burun kanamasına eşlik eden semptomlar, altta yatan başka bir tıbbi durumun habercisi olabilir. Aşağıdaki belirtilerden herhangi birini yaşarsanız, mümkün olan en kısa sürede doktorunuzu görmeniz önerilir.

Ağır kanama

Solunum, kanama ile bozulmuşsa

Burun kanamaları tekrarlamaya başlarsa

Tek taraflı ve sık sık meydana gelirse

30 dakikadan fazla geçmez

2 yaşın altındaki çocuklarda görülür.

Tedavi yöntemleri

Burun kanaması çok şiddetli değilse ve hastada başka rahatsızlıklara neden olmuyorsa basit pansumanlarla durdurulabilir. Bununla birlikte, bu durum nedeniyle sık burun kanaması ve anemi semptomları yaşıyorsanız, mümkün olan en kısa sürede doktorunuzu görmelisiniz.

Burun kanaması ile karşılaştığınızda öncelikle panik yapmayın ve en yakın yere dik açıyla oturun ve başınızı öne doğru eğin. Dik oturmak burundaki damarlardaki kan basıncını düşürerek daha fazla kanamayı engeller.

Sonra her iki yanından tutarak burnunuzu sıkın. Kanama tek taraflı olsa bile burnunuzun her iki yanını sıkıştırdığınızdan emin olun. Burnu sıkmak, kanamayı durdurmada son derece etkili bir yöntemdir.

Buruna 10-15 dakika basarak kanamayı kontrol edin, devam ederse tekrar 10-15 dakika basın. Tüm bu işlemlere rağmen burun kanamanız devam ediyorsa bir an önce doktorunuza görünün.

Baharatların Faydaları Nelerdir?

Omega-3, Omega-6, Karanfil Şişkinliği Önler

Çoğu diş ve diş eti hastalıkları için önerilen karanfil, lokal anestezik olarak da kullanılabilir. Ağız kokusuna da etkili olan karanfil, su ve çay ile birlikte tüketildiğinde şişkinliğe faydalıdır. Bitkilerde çok nadir bulunan omega-3 ve omega-6 içeriği ile dikkat çeken zencefil, soğuk algınlığı ve öksürük gibi bağışıklık sistemi hastalıkları için de kullanılabilir. Ciltteki siyah noktalar, sivilceler, sivilceler için idealdir. Baharat ve çay olarak tüketilmesi önerilen karanfil, yağ olarak tüketildiğinde yarardan çok zarar veren bir yiyeceğe dönüşebilir. Bir uzmana danışarak kullanılması gereken karanfil yağı; Doğrudan içilemez, cilde uygulanamaz veya tiner olarak kullanılamaz. Çocuklar tarafından asla kullanılmaması gereken karanfil yağı vücuda zararlı olabileceği gibi mide ve bağırsaklarda ciddi, geri dönüşü olmayan yan etkilere neden olabilmektedir.baharatın faydaları, baharat nelere iyi gelir, baharat ve faydalarıAkne ve Sivilce: Kimyon

Kimyon kan şekeri seviyelerini dengeler, cilt durumunu düzenler ve siyah nokta, sivilce ve yaşlanan kırışıklıkların tedavisinde yardımcı olur. İçeriğindeki yüksek demir nedeniyle kansızlığın tedavisinde oldukça etkili olan kimyon, astımla savaşır ve bağışıklık sistemini güçlendirir. Aşırı tüketimi karaciğere ve böbreklere zarar verebilecek olan kimyonun hamilelikte düşüklere neden olabileceği için kullanılması önerilmez.

Çalışmayan bağırsak keten tohumu

Omega-3 yağ asitleri ve diyet lifi açısından zengin olan keten tohumu, sindirim sistemini destekler ve bağırsak fonksiyonunu iyileştirir. Kan şekeri ve kolesterol dengesinin korunmasına yardımcı olur. Bu özelliği sayesinde kalp damar hastalıklarına karşı koruma sağlayan keten tohumu, meme ve prostat kanseri riskini azaltır. Suda saklanıp salatalarda kullanılabilir.

Chia kolesterolü dengeler

Omega-3, 6 ve lif bakımından zengindir. Kan şekeri ve kolesterol seviyelerini dengeler. Antioksidan özelliğinden dolayı kanser riskini azaltır. Süt ve suda jelleşme özelliğinden dolayı muhallebi ve süt yumurtası gibi birçok popüler tarifte kullanılabilir. Şişkinlikten gelen açlık hissini yatıştırır. Tansiyonu olan hastalar bir uzmana danıştıktan sonra kullanmalıdır.

Kırmızı biber bağışıklık sistemini ve metabolizmayı güçlendirir

Antiinflamatuar ve gaz giderici olarak kullanılan biberde bulunan bileşikler sayesinde birlikte alınan diğer gıdalardan vitamin ve minerallerin emilimini de artırır. İçerdiği yüksek C vitamini miktarı nedeniyle doğal bir antibiyotik olarak bilinen biberin vücut için mükemmel bir besin olduğunu söyleyebiliriz. Bağışıklık sistemini ve metabolizmayı güçlendiren kırmızı biber antidepresan olarak kullanılabilir. Kanser hücrelerini baskılamaya da yardımcı olan biberin bazı ilaçlarla etkileşime girebileceğini unutmayın.

Güneş çarpması nedir?

Güneşe uzun süre maruz kalmak, vücut ısısını düzenleyen mekanizmaların arızalanmasına neden olur. Sıcak ortamlarda vücut; Terleme, sıcak hava salınımı ve cilt yüzeyine artan kan akışı gibi reaksiyonlarla kendini yüksek sıcaklıklardan korur. Vücut ısısı normalin üzerine çıktığında merkezden dolaşım sistemine beyindeki sıcaklığı kontrol eden ve kan damarlarını genişleten bir sinyal gönderilir. Kan damarları genişleyerek daha fazla kan akışına izin verir ve fazla vücut ısısı daha soğuk bir ortama aktarılır. Ancak sıcaklık aniden yükseldiğinde vücutta aşırı ısı oluşur ve vücut normal sıcaklığına dönecek kadar ısı kaybedemez. Vücut ısısının aşırı yükselmesi organ hasarına neden olabilir. Tipik olarak, 40 derecenin üzerindeki sıcaklıklarda meydana gelen güneş çarpması, ciddi sağlık sorunlarına ve hatta ölümle sonuçlanan klinik bir tabloya neden olabilir.güneş çarpması, güneş çarpması nasıl geçer, güneş çarpması tedavisiSıcak çarpmasının belirtileri nelerdir

Sıcak çarpması baş dönmesi, yürüme bozukluğu, bilinç kaybı, duygudurum bozuklukları, terleyememe, ateş, bulantı, kusma ve baş ağrısı gibi semptomlara neden olur. Bu belirtiler dışında;

Baş dönmesi

Kuru ve sıcak cilt

Cilt ağrısı

Çarpıntı, titreme

Zayıflık, yorgunluk, bayılma

Kas spazmları

Uyuşukluk gibi belirtiler de ortaya çıkabilir.

Deride kızarıklık, yüksek ateş ve buna eşlik eden solunum bozukluğu ve nöbetler varsa sıcak koma denilen klinik tablo görülebilir. Vücuttaki yüksek sıcaklık nedeniyle aşırı su kaybı gözlenir ve vücudun sıvı-elektrolit dengesi bozulur. Hemen tedavi edilmezse, sıcak çarpması çok daha ciddi sağlık sorunları ve sonraki aşamalarda ölüm riski yaratabilir. Kişinin bilincini kaybetmeden gerekli müdahalelerin yapılması sinir sisteminin zarar görmesini engelleyebilir.

Sıcak çarpması ile ne yapmalı

Çevrenizdeki birinin güneş çarpmasına maruz kaldığını düşünüyorsanız, mutlaka bir ambulans çağırmalı veya onu en yakın sağlık kuruluşuna götürmelisiniz. Böyle bir durumda yapılacak ilk şey, bir kişinin vücut ısısını olabildiğince çabuk düşürmektir. Tıbbi müdahale beklenirken alınacak ilk yardım önlemleri şu şekilde sıralanabilir

Hasta giysisinden çıkarılmalı ve soğuk su banyosuna konulmalı veya hasta nemli bir havlu veya çarşafa sarılıp buzla ovulmalıdır. Koltuk altlarına ve kasıklara buz konulmalı, öncelikle baş ve boyun bölgesi soğutulmalıdır.

Hastanın dolaşımını başa yönlendirmek için ayakları yüksekte tutun ve soğuk kanın beyne ulaşması için kollara ve bacaklara masaj yapın.

Hasta bilinçsiz değilse ona bir yudum su verin. Bilinç kaybı meydana gelirse, hastanın vücut ısısını düşürmek için soğuk duşa devam edilmelidir.

Sıcak çarpması nasıl tedavi edilir?

Güneş çarpmasına maruz kalan bir kişide vücut ısısı hızla yükselir ve bu artış engellenemezse hasta 30 dakika gibi kısa bir sürede hayatını kaybedebilir veya karaciğer ve böbrek gibi organları kalıcı olarak hasar görebilir. Güneş çarpması için ilk yardım çok önemlidir. Sıcak çarpması nedeniyle hastaneye yatırılırsanız, doktor hastanın semptomlarını inceler ve kan basıncını ve vücut ısısını değerlendirir. Vücut ısısını değerlendirirken rektal sıcaklık dikkate alınır. Hastaya vücuttaki sıvı ve elektrolit dengesine göre kan ve idrar testleri yapılarak infüzyon tedavisi uygulanır. Sıcak çarpmasının en önemli komplikasyonlarından biri olan böbrek yetmezliği durumunda hasta birkaç hafta daha gözlenir.